Archive

Archive for the ‘Sosyal Psikoloji’ Category

Terör Algısı

June 4th, 2011 Comments off

Konuşmacı: Arş. Gör. Zuhal Yeniçeri
Başkent Üniversitesi Psikoloji Bölümü
psk.baskent.edu.tr

Terör Algısı

  • terör nedir?
  • terör ve terörizmin algılanış biçimleri
  • “başkasının teröristi” kavramı
  • terör türleri
  • sosyal psikolojik açıdan terör ve terörizm

Bu konuşma, TRT Türkiye’nin Sesi Radyosu, “Gün Akşam Oldu” programında 28 Ocak 2010 tarihinde yayınlanmıştır.

iTunes kullanıcıları (iPhone ve iPad dahil) Psikoloji Günlüğü‘ünde yayınlanan radyo ve TV konuşmalarına üye olabilmek için bu bağlantıyı seçebilirler.

Categories: Sosyal Psikoloji Tags: ,

Holiganizm

May 26th, 2011 Comments off

Konuşmacı: Arş. Gör. Zuhal Yeniçeri
Başkent Üniversitesi Psikoloji Bölümü
psk.baskent.edu.tr

Holiganizm

  • sosyal bir davranış olarak holiganizm
  • holigan kimdir?
  • holiganlar gerçekte ne istiyorlar?
  • kimler daha fanatiktir?
  • futbol holiganizmi ve diğer saldırgan davranışlar
  • kültür ve holiganizm

Bu konuşma, TRT Türkiye’nin Sesi Radyosu, “Gün Akşam Oldu” programında 11 Mart 2010 tarihinde yayınlanmıştır.

iTunes kullanıcıları (iPhone ve iPad dahil) Psikoloji Günlüğü‘ünde yayınlanan radyo ve TV konuşmalarına üye olabilmek için bu bağlantıyı seçebilirler.

Önyargılar

May 26th, 2011 Comments off

Konuşmacı: Arş. Gör. Zuhal Yeniçeri
Başkent Üniversitesi Psikoloji Bölümü
psk.baskent.edu.tr

Önyargılar

  • bizden farklı kişilere ve gruplara neden düşmanlık besleriz?
  • ayrımcılık
  • sosyal temas denencesi
  • cinsiyetçilik
  • diğer insanları alt kategorilere ayırma
  • önyargılarla mücadele

Bu konuşma, TRT Türkiye’nin Sesi Radyosu, “Gün Akşam Oldu” programında 21 Ocak 2010 tarihinde yayınlanmıştır.

iTunes kullanıcıları (iPhone ve iPad dahil) Psikoloji Günlüğü‘ünde yayınlanan radyo ve TV konuşmalarına üye olabilmek için bu bağlantıyı seçebilirler.

Güzellik Bakanın Gözünde midir?

October 14th, 2009 1 comment

“Güzellik”, birçok farklı boyutla ve özellikle de “fiziksel görüntü” ile tanımlanan bir kavramdır. Belki de insanlık tarihi kadar eski olan bu kavram farklı disiplinler tarafından da yıllar boyu incelenmiştir.

Özellikle son yıllarda, “0 (sıfır) beden” kavramının da ortaya çıkmasıyla “güzellik” kavramı daha farklı boyutlar kazanmıştır. Fiziksel olarak, diğer bir deyişle kilo açısından zayıf olmak günümüzün en önemli unsurlarından biri haline gelirken, her kesimden kadın da bu konuda özendirilmektedir. Giysi mağazalarındaki bedenler giderek küçülmüş ve aslında daha “sağlıklı” olduğunu bildiğimiz kilolar artık “utanılır” hale gelmiştir. Ancak bu durum gittikçe kontrol edilemez bir hal almış ve manken ölümlerinden komşu kızlarının ölümlerine kadar iş ciddileşmiştir. Her ne kadar mantıklı düşündüğümüzde, medyanın da büyük etkisinin bulunduğu bu “zayıflık” trendine/modasına karşı olsak da, aslında biz de içinde değil miyiz? Bir sorun kendinize; “Zayıf kadınlar, kilolu kadınlara kıyasla daha mı güzeldir?”

Peki, zayıf ya da kilolu olmak bireylerin güzellik standartlarını değerlendirmesinde nasıl etkili oluyor? Bir kişinin fiziksel görüntüsü, onun kişisel özellikleri arasında en ulaşılabilir ve en gözle görülür olanıdır (Dion, Berscheid ve Walster, 1972). Diğer bir ifadeyle, bir insanla ilk defa tanıştığınızda, o kişi hakkındaki ilk değerlendirmenizi ancak onun fiziksel görüntüsü üzerinden yapabilirsiniz. Dolayısıyla, fiziksel görüntünün bir parçası olan zayıf ya da kilolu olmak durumu, ilk etkileşimde büyük önem taşımaktadır.

Zayıf ya da kilolu olmak, genellikle kadınların diğer erkekler ya da kadınlar tarafından değerlendirmelerinde büyük rol oynamaktadır. Wade ve DiMaria’nın (2003) gerçekleştirdikleri bir araştırmada bireylerin, diğerlerine kıyasla daha zayıf olan kadınların aynı zamanda daha çekici, arkadaş canlısı, ateşli, meslek hayatında başarılı ve eş bulma konusunda potansiyellerinin daha yüksek olduğunu düşündükleri görülmektedir. Benzer bir çalışma yapan Larkin ve Pines da (1979), kilolu kadınların diğerleri tarafından tembel, açgözlü ve bencil olarak etiketlendiklerini ve bu şekilde etiketlenen kadınların iş ararken ayrımcılığa maruz kaldıklarını belirtmişlerdir. Diğer yandan erkekler de zayıf ya da kilolu olmalarıyla değerlendirilmektedirler. Zayıf erkekler aynı zamanda daha çekici, ateşli ve meslek hayatında başarılı olarak değerlendirilirken, kilolu erkekler ise daha zeki, arkadaş canlısı ve güvenilir olarak değerlendirilmektedir (Larkin ve Pines, 1979; Wade ve DiMaria, 2003).

Bu konuda yapılmış daha pek çok araştırma, fiziksel görüntünün bir unsuru olan “zayıf olma” durumunun ciddi boyutlara dayanacak kadar önemli hale geldiğini göstermektedir. Ancak güzellik sadece zayıf ya da kilolu olmakla da sınırlı değildir. Plastik cerrahinin ve kozmetik dünyasının kendisini kat be kat genişlettiğini düşünecek olursak, her cinsten ve yaştan insanın kendilerine sunulan “güzellik” standartlarına olan takıntılarının boyutlarını da daha iyi anlarız.

Yukarıda da bahsedildiği gibi, ilk görüşte kişilerin diğerlerini fiziksel görüntüleriyle tanımlamalarında bir yanlış yoktur; çünkü değerlendirme yapmak için elde başka veri yoktur. Ancak bu değerlendirmenin daha sonra şekil değiştirmemesi ciddi bir soruna işaret etmektedir. Bu durum, insanların kendilerini her nasıl ifade ederlerse etsinler, fiziksel görüntüleri dışında bir önem taşımayacakları anlamına gelmektedir. Dolayısıyla bizlere sunulan “güzellik” standartlarının dışında kalan kişilerin özsaygılarının hasar alması da engellenemez olacaktır.

“Güzellik” dayatmalarının ve/ya takıntılarının, insanların psikolojik sağlıklarına zarar veren yönlerini törpülemek amacıyla birtakım girişimlerde de bulunulmaktadır. Bu konuda farklı disiplinler tarafından yapılan araştırmaların yanı sıra “güzellik” kavramının ön sıralarda olduğu sektörlerin başrol oyuncuları da zaman zaman parmak basmaktadırlar. Birkaç yıl önce moda devi olan bazı tasarımcılarının “0 beden” mankenlere defilelerinde yer vermeyeceklerini ilan etmeleri gibi…

Bu girişimlerden bir tanesi de temizlik ve güzellik ürünleri markası olan Dove’a ait. Bir sosyal sorumluluk projesi olarak da adlandırabileceğimiz girişimde Dove, “Dove Özsaygı Fonu (Dove Self-Esteem Fund)” kurmuş ve “Gerçek Güzellik Kampanyası (Campaign for Real Beauty)” başlatmıştır. 2010 yılı sonuna kadar 5 milyon genç kadına ulaşmayı amaçlayan bu kampanya, gelecek neslin kendilerini kısıtlayan “güzellik” kalıpyargılarına karşı özgürleşmesine yardımcı olmayı hedeflemektedir. Bu hedef doğrultusunda bir internet sitesi oluşturan Dove (http://campaignforrealbeauty.com), bu site aracılığı ile dünyanın hemen hemen her ülkesinden genç kadınları kendi anadillerinde (İngilizce, Türkçe, Fransızca, Arapça ve diğer.) bilgilendiriyor. Dove, genç kızların “güzellik” tanımını kendi kelimeleriyle yeniden şekillendirmelerine olanak sağlayarak onların özsaygılarında olumlu değişiklikler yapmaya çalışıyor. Üyelik sistemiyle herkesin düşüncelerini paylaşmasına da fırsat veren Dove’un internet sitesinde konuyla ilgili değişik anketlere ve video görüntülerine de ulaşmak mümkün. Kozmetik dünyasında çok daha büyük pazar sahibi olan markaların ellerini taşın altına sokamadıklarını düşünecek olursak, Dove’un başlattığı ve yürüttüğü bu sosyal sorumluluk projesini hem genç bir kadın hem de sosyal psikolog adayı olarak desteklediğimi söylemek isterim. Sevgili Dove yöneticileri ve çalışanları, teşekkür ederim.

Kaynaklar

Dion, K., Berscheid, E. ve Walster, E. (1972). What is beautiful is good. Journal of Personality and Social Psychology, 24(3), 285- 290.

Larkin, J. C. ve Pines, H. A. (1979). No fat persons need apply, experimental studies of the overweight stereotype and hiring preference. Sociology of Work and Occupations, 6, 312-327.

Wade, T. J. ve DiMaria C. (2003). Weight halo effects: İndividual differences in percieved life succes as a function of women’s race and weight. Sex Roles, 48, 461- 465.

Takım Olmak ve Acı Eşiği

September 16th, 2009 Comments off

Grup davranışı üzerine yapılan çalışmalar, takım olmanın önemli olumlu özelliklerinden sık sık bahseder. Bir grup içerisinde bulunmanın, sorumluluk dağılımı, uç kararlara yönelim, uygucu davranış (conformity) gibi olumsuz özellikleri olsa da grubu (takımı) ilgilendiren bir konuda başarıya ulaşmak için gerekli olan motivasyonu ve gücü sağlaması açısından başka insanlarla birlikte olmanın önemi açıktır. Grup halindeyken kişilerin, tek başlarına olduklarından daha güçlü ya da acıya toleranslı olduğu konusunda ilginç örnekler var. Bu konuyu haber yapan The Guardian gazetesi, 1956 yılında oynanan Manchester City – Birmingham maçını örnek olarak veriyor. Bu maçta, Manchester City kalecisi Bert Trautmann bir pozisyon sonrası boynunu kırmasına rağmen (yanlış okumadınız boynunu) ardarda kurtarışlar yaparak takımını galibiyete taşımıştı. Trautmann’ın o halde maçı tamamlamış olması kendisini efsane yaptı. Trautmann, günümüzde hala dünyanın gelmiş geçmiş en önemli kalecilerinden birisi olarak anılmaktadır ve bu neredeyse mucize olay belleklerden hiç silinmedi.

Oxford Universitesi’nden Emma Cohen başkanlığındaki ekip, kürek takımı ile yaptığı çalışmada grup halinde egzersiz yapan sporcuların tek başlarına yapanlara kıyasla yaklaşık 3 kat daha fazla acıya tolerans gösterdiklerini bulmuşlar. Araştırmacılar, grup halindeki çalışmada salgılanan fazla miktardaki endorfinin bu toleransa neden olduğunu düşünüyorlar. Özellikle fiziksel aktivitenin ön plana çıktığı bu gibi takım çalışmalarında, diğer insanlarla birlikte olmanın sadece zihinsel değil aynı zamanda biyolojik etkileri olduğu da ortaya çıkmış oluyor. Zihin ve beden arasındaki ilişkinin ne kadar kuvvetli olduğunun da ek bir göstergesi.