Archive

Archive for the ‘Biyolojik Psikoloji’ Category

Beynimizin % 0.0728’ini kullanıyoruz!

March 2nd, 2011 Comments off

Yoksa başlıkta bir tuhaflık mı sezdiniz? Oysa gazetelerde ya da web sitelerinde buna benzer başlıklar sıkça atılıyor. Sayıların biraz farklı olduğunu düşünüyorsanız haksız değilsiniz çünkü bu haberlerin bazılarında beynimizin % 10’unu, bazılarında 7’sini kullandığımız yazılı olabiliyor. İnsan beyninin kapasitesine haksızlık yapmak istemeyenler bu rakamı  % 12’ye kadar çıkarabiliyorlar. Bu haberlerin içinde ya da altında bir yerlerde ne yazık ki haberin dayandırıldığı kaynağa rastlamak mümkün olmaz.

Psikoloji alanında çalışanlar için insan beyninin karmaşık ama büyüleyici yapısı ve potansiyeli her zaman için gizemini korumayı sürdürmüştür. Gerçi bunu kavramak için ilgili bir alandan gelmek değil, insanlığın teknolojide ulaştığı noktaya bir göz atmak bile yeterlidir. Öte yandan, biraz bilimsel bir yaklaşımla insan beyninin kapasitesi hakkında yapılan bu haberlerin ne kadar da inandırıcılıktan uzak olduğu rahatlıkla anlaşılabilir. Henüz insan beyninin tüm işlevleri, bu işlevlerin beynin hangi alanında lokalize olduğu gibi temel sorulara yanıt bulunamamışken beynimizin kapasitesinin ne kadarını kullandığımızı iddia edebilmek gerçekten zordur. Beynimizin kapasitesinin ne kadarını kullandığımızı söyleyebilmek için tüm kapasiteyi bilmemiz gerekmez mi? Beynimiz tek bir saniyede organları yönetebilir, kaslara mesaj yollayabilir ya da dışarıdan gelen uyaranları işleyebilir. Yanı sıra, yargılama, soyutlama, karar alma, planlama, problem çözme gibi üst düzey işlevleri yürütebilir. Oysa tüm bunları aynı anda yapan bir organın tüm kapasitesini bilebilmek bilimin şu aşamada geldiği noktada henüz mümkün değildir. Bu tür haberlerin dayandırılabileceği tek nokta ise beynin bazı bölgelerinin yaşamsal işlevleri üstlenmemiş olmasıdır. Ancak, en sıradan insan davranışı bile beynin birçok alanının faaliyetini gerektireceği için bu açıklama da tatmin edici olmaktan uzaktır. Yolda arkadaşınızı gördüğünüzde ona merhaba diyene kadar neler olduğuna bakmak bile bunun için yeterlidir. Arkadaşınızı tanımak için belleğimizdeki anıları geri çağırmaya, merhaba diyebilmek için sözcüğü anımsamaya, söyleyebilmek için ses tellerimize, çenemize, dilimize belli biçimde hareket etmeleri için mesaj göndermeye gereksinim duyarız. Bu arada solunum, kan dolaşımı gibi temel yaşamsal faaliyetlerimizin sürmesi gerektiğini de sanırım söylemeye bile gerek yok. Sözün kısası, belleğimizi beynimizin ne kadarını kullandığımızla ilgili haberlerle doldurmak yerine, potansiyelimizi bu haberlerini bilimselliğini sorgulamak için kullanmaya çalışmak daha yaratıcı ve eğlenceli görünüyor.

Belleği Güçlendiren Sprey

October 1st, 2009 Comments off

Öğrenciler yaşadı!

Üniversite öğrencilerin korkulu rüyası sınavlardır ve daha da kötüsü ertesi sabah uyandıklarında hatırladıkları bilgi miktarın çok sınırlı olması işleri daha da karıştırır. Sadece öğrenciler değil, hepimiz, okuduklarımızın daha uzun süre ve daha hatırlanabilir bir şekilde belleğimizde kalmasını ve gerektiğinde de onları geri çağırabilmeyi isteriz. The FASEB Journal‘da yayınlanan bir çalışmaya göre insan bağışıklık sistemindeki bir molekül (interleukin – 6) bu konuda işimize yarayabilir.

Araştırmacılar, 17 sağlıklı yetişkin erkekten kısa bir hikaye okumalarını istediler. Hikayenin bitiminde içinde interleukin-6 ya da molekül içermeyen bir plasebo sıvı bir sprey yardımıyla burundan deneklere verildi. Daha sonra ise deneklerin uyumalarına izin verildi ve uyku sırasındaki beyin işlevleri de ayrıca kontrol edildi. Araştırmanın sonuçları oldukça ilginç. Uyandıklarında, bir gece okudukları hikayeden hatırlayabildikleri kadar cümle hatırlamaları ve yazmaları istenen deneklerden, kendilerini daha önce interleukin-6 verilmiş olanların hatırlama performansları, sadece sıvı verilenlere kıyasla istatistiksel olarak çok daha yüksek bulundu. Diğer bir ifadeyle, interleukin-6 ve onu takip eden normal bir uyku daha önce sisteme giren bilgilerin kodlanması, depolanması ve dolayısıyla da daha sonra geri çağrılmasında olumlu etkiye sahip.

Araştırma sonuçlarının geçerliği ve güvenirliği için daha fazla örneklemle yeni çalışmaların yapılması ve özellikle uykunun bellek üzerinde nasıl bir etkisinin olduğunu araştırmak gerekiyor. Tabii asıl görevi hücre tamiratı olan bu molekülün neden belleği etkilediği da ayrı bir soru. Ancak yine de bellek sisteminin güçlendirilmesinin günlük hayata yansımasının olası etkileri düşünüldüğünde araştırmanın önemi ortaya çıkacaktır.

Kaynak: Benedict, C., Scheller, J., Rose-John, S., Born, J. ve Marshall, L. (2009). Enhancing influence of intranasal interleukin-6 on slow-wave activity and memory consolidation during sleep. The FASEB Journal, 23, 3629-3636.

Takım Olmak ve Acı Eşiği

September 16th, 2009 Comments off

Grup davranışı üzerine yapılan çalışmalar, takım olmanın önemli olumlu özelliklerinden sık sık bahseder. Bir grup içerisinde bulunmanın, sorumluluk dağılımı, uç kararlara yönelim, uygucu davranış (conformity) gibi olumsuz özellikleri olsa da grubu (takımı) ilgilendiren bir konuda başarıya ulaşmak için gerekli olan motivasyonu ve gücü sağlaması açısından başka insanlarla birlikte olmanın önemi açıktır. Grup halindeyken kişilerin, tek başlarına olduklarından daha güçlü ya da acıya toleranslı olduğu konusunda ilginç örnekler var. Bu konuyu haber yapan The Guardian gazetesi, 1956 yılında oynanan Manchester City – Birmingham maçını örnek olarak veriyor. Bu maçta, Manchester City kalecisi Bert Trautmann bir pozisyon sonrası boynunu kırmasına rağmen (yanlış okumadınız boynunu) ardarda kurtarışlar yaparak takımını galibiyete taşımıştı. Trautmann’ın o halde maçı tamamlamış olması kendisini efsane yaptı. Trautmann, günümüzde hala dünyanın gelmiş geçmiş en önemli kalecilerinden birisi olarak anılmaktadır ve bu neredeyse mucize olay belleklerden hiç silinmedi.

Oxford Universitesi’nden Emma Cohen başkanlığındaki ekip, kürek takımı ile yaptığı çalışmada grup halinde egzersiz yapan sporcuların tek başlarına yapanlara kıyasla yaklaşık 3 kat daha fazla acıya tolerans gösterdiklerini bulmuşlar. Araştırmacılar, grup halindeki çalışmada salgılanan fazla miktardaki endorfinin bu toleransa neden olduğunu düşünüyorlar. Özellikle fiziksel aktivitenin ön plana çıktığı bu gibi takım çalışmalarında, diğer insanlarla birlikte olmanın sadece zihinsel değil aynı zamanda biyolojik etkileri olduğu da ortaya çıkmış oluyor. Zihin ve beden arasındaki ilişkinin ne kadar kuvvetli olduğunun da ek bir göstergesi.