Archive

Archive for the ‘Klinik Psikoloji’ Category

Psikoterapi Nedir?

September 3rd, 2011 Comments off

Konuşmacı: Yrd. Doç. Dr. Okan Cem Çırakoğlu
Başkent Üniversitesi Psikoloji Bölümü
psk.baskent.edu.tr

Psikoterapi Nedir?

  • psikoterapi çeşitleri
  • yardım alma davranışı
  • psikolojik danışma
  • klinik psikoloji
  • nevroz ve psikoz

Bu konuşma, TRT Türkiye’nin Sesi Radyosu, “Gün Akşam Oldu” programında 29 Nisan 2010 tarihinde yayınlanmıştır.

iTunes kullanıcıları (iPhone ve iPad dahil) Psikoloji Günlüğü‘nde yayınlanan radyo ve TV konuşmalarına üye olabilmek için bu bağlantıyı seçebilirler.

Madde Bağımlılığı

May 26th, 2011 Comments off

Konuşmacı: Yrd. Doç. Dr. Okan Cem Çırakoğlu
Başkent Üniversitesi Psikoloji Bölümü
psk.baskent.edu.tr

Madde Bağımlılığı

  • uyuşturucu maddeler
  • uyarıcı maddeler
  • bağımlılık nasıl gelişir
  • bağımlılıktan nasıl kurtulunur
  • risk grupları

Bu konuşma, TRT Türkiye’nin Sesi Radyosu, “Gün Akşam Oldu” programında 18 Mart 2010 tarihinde yayınlanmıştır.

iTunes kullanıcıları (iPhone ve iPad dahil) Psikoloji Günlüğü‘ünde yayınlanan radyo ve TV konuşmalarına üye olabilmek için bu bağlantıyı seçebilirler.

“Makamdan Şifaya”: Türk Müziğinin Tedavide Kullanımına Dair Bir Sorgulama

October 11th, 2009 1 comment

makamdan_sifaya1Müziğin sadece salonlarda dinlenebildiği bir dönemde “Müziksiz bir hayat hatadır” diyen Nietzsche bugün yaşasa ne düşünürdü acaba? Nietzsche ne düşündü ve ne hissetti de bu sözü söyledi, bugün bunu bilmek olanaksız; ancak müziğin üretilmeye başladığı andan itibaren insanlık tarihinin hemen her aşamasında önemli bir yer tuttuğunu söylemek de çok iddialı olmaz. Müzik için hem bestecilerin hem icracıların hem de dinleyicilerin yaptıklarına tarih içinde yüzeysel bir bakış bile müziğin insan yaşamında ne kadar vazgeçilmez olabildiğini gösteren örneklerle dolu. Müzik, içinde barındırdığı duygu aşılama diyebileceğimiz potansiyel nedeniyle yaşamın hemen her alanına girebilmiş bir hazine belki de. Öyle olmasaydı sanatsal amaçlarının yanı sıra sosyal, dini, tıbbi kullanımları mümkün olur muydu? Müziğin geçmişte ve bugün tedavi amaçlı kullanımlarına tanık olmak da mümkün olmazdı. Her ne kadar müziğin tedavi amaçlı kullanımının tarihi çok eskilere gitse de ve bizim tarihimizde de bu tür kullanımların bilindiğine dair bilgilere sahip olsak da konuyu derinlemesine ele alan tarihsel ve bilimsel kaynakların yetersizliği her zaman önemli bir problem olmuştur ve olmaya devam etmektedir. 2009 yılında Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayınlanan, Levent Öztürk, Halil Erseven ve M. Fadıl Atik imzalı “Makamdan Şifaya” isimli kitap bu eksikliği giderme yönünde atılmış önemli adımlardan biri olmaya aday.

Makamdan Şifaya 145 sayfadan oluşan bir kitap ve üç ana bölümden oluşuyor. Birinci bölümde müzikle tedavinin dünyadaki ve Türk kültüründeki tarihçesi ele alınmış ve bu bölümde müzikle tedavinin günümüz dünyasındaki durumunu anlatan bir bölüme de yer verilmiş. İkinci bölüm Türk Müziğinin (Kimi çevrelerde Klasik ya da Tarihi Türk Müziği kimi çevrelerde Türk Sanat Müziği olarak isimlendirilen müzik türü bu yazıda Türk Müziği olarak anılacaktır) tedavideki kullanımına ayrılmış ve makam, usul, ses ve icra açılarından müziğin tedavideki yeri hem anlatılmış hem de tartışılmış. Son bölümde ise müziğin nörofizyolojisi ve algı süreçleri ele alınmış, bazı belirli tıbbi bozuklukların tedavisinde müziğin olası kullanımlarından da söz edilmiş. Kitabın sonunda kitapla birlikte verilen iki CD’de yer alan bazı eserlerin notalarını bulmak mümkün.

Müzik tarih içinde her ne kadar bazı mistik ve dini pratiklerin önemli bir unsuru olsa da modern dünyada bu konudan bilimi göz ardı ederek söz etmek herhalde doğru bir yaklaşım olmaz. Kişisel düşünceme göre bireyin sosyal yaşam içindeki her yönünün istismar edilebildiği, bireyin de istismar etmeyi neredeyse meşrulaştırmaya başladığı bir dönemde müziğe de hiç bilimsel olmayan atıflar yapılarak istismar edilebilmesi olasılığı bulunmaktadır. Gerçi bu tehdit yeni bir tehdit değildir. En azından müziği felsefeleri içinde baş tacı yapan Mevlevilerin dergahlarını gayrimüslim nüfusun yoğun olduğu Galata gibi yerlerde açmış olmaları, dergahtaki hanende ve sazendelerle yapılan icralarda Ermeni, Yahudi ve Rum gibi farklı dini ve etnik kökenlerden gelen müzisyenlere yer vermeleri bile olası istismarlardan ve bağnazlıktan kaçınma çabası olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle müzikle tedavi konusunu ele alınırken bilimsel olunması artık bir tercih ya da “olsa iyi olur” denebilecek bir durumdan çok bir gerekliliktir.

Kitabın herhalde benim için en önemli özelliği yeterli veriye ve bilimsel bulguya sahip olunmayan konularda bile bilimsel düşünme biçiminin korunmaya çalışılmış olması. Türk Müziğine atfedilen tedavi edici unsurların ne olduğunu ve hatta böyle bir sağaltıcı özelliğin bulunup bulunmadığını bilmiyoruz. Örneğin kitapta Farabi’nin Musiki’-ül Kebir adlı eseri kaynak gösterilerek ortaya konan kuşluk vakti dinlenen Buselik makamının kuvvet verdiği bilgisi, Farabi’nin kendi iddiası ise yaklaşık 1200, onun derlediği bir düşünce ise daha da eski bir tarihe sahiptir. Ancak bugün bu bilginin doğruluğunu bir ön kabulle ele alarak tedavi girişiminde bulunmak bilimsel olmaz. Bu ve benzeri hipotezlerin kitapta birkaç farklı yerde belirtildiği gibi kontrollü olarak yani deneysel yöntemlerle sınanmış olması gerekir. Makam, usul, eserin formu, icrada kullanılan sazların kompozisyonu, tedavisi hedeflenen bozukluk vb. gibi çok değişkenli bir yapı içinde tüm resmi görmeyi sağlayan kontrollü çalışmalar yapmak belki gerçekten de güç olabilir. Ancak bilimsellik de zaten tüm resmi göremediğimiz için elde edilen bulguyu değersiz kılmaz. Burada bilimsellikten kasıt kanıta dayalı ilerleyen, eleştirel bir bakış açısını kullanan ve geçerli bilgiye bu araçlarla ulaşmayı hedefleyen yöntem ve düşünme biçiminin izlenmesidir. Kitabın hemen her aşamasında görülen yaklaşım da budur. Makam ve usulün yanı sıra eserin seyrinin sakinleştirici etkileri olup olamayacağı konusundaki sorgulama buna örnek gösterilebilir (Bkz. sf. 33). Daha önceleri tarihsel bir aktarımın ötesine gitmeyen yukarıda verilen örneklere benzer konularda bilimsel amaçlı soruların sorulması bile müziğimizin tedavi edici özelliklerinin incelenmeye başlanması için önemli bir adımdır.

Kitapta hem Türk Müziği hem de sinir sistemi gibi kendine özgü bir terminolojisi olan iki büyük konu ele alındığı için hedef okuyucu kitlesi ister istemez sınırlanıyor. Kitabın neredeyse tamamında olabildiğince teknik terminolojiden kaçınılmaya çalışıldığı hissedilmesine karşın konunun özelliği nedeniyle belirli konuları bu terminolojiden yalıtmanın olanaksız olduğu görülüyor. Örneğin, her ne kadar yazarların bu konuda yapabileceği bir şey söz konusu değilse de Türk Müziği makamlarının dışarıdan bakan bir göz için anlaşılması gerçekten güç kavramlar olduğunu düşünmemek elde değil. Elimizdeki kitap sadece temelde bir müzik kitabı ya da sadece müzik algısı/fizyolojisi kitabı olsaydı muhtemelen böyle bir sorundan bahsediyor olmazdık; çünkü o zaman çok daha rafine bir okuyucu kitlesinin kitaba ilgi duyacağını düşünebilirdik. Ancak müziğe farklı açılardan ilgi duyan insan sayısı ve özellikle Türk Müziği konusundaki kaynak yetersizliği dikkate alındığında bu kitap Türk Müziğinin hak ettiği değeri kazanmasına farklı bir katkıda da bulunabilirdi. Kitabın yeni baskılarında Türk Müziğine ilgi duyan ancak teorik bilgisi sınırlı okuyucular için bazı açıklamalar getirilmesi mümkün olabilir mi? Bu sorunun hem bir eleştiri hem bir öneri olduğu açık. Birçokları için bilgi yetersizliği nedeniyle tamamen belirsiz kalan Türk Müziğindeki nota ve bazı makam isimlerinin açıklanması yararlı olabilir. Örneğin bu kültürde hemen herkesi duyduğu “Rast” (Sol) ya da “Segah” (Si) gibi sözcüklerin aslında bir nota ismi olduğu ve bununla ilişkili olarak makamlara da isimlerini verebildiği bilgisi okuyucunun işini kolaylaştırabilir. Benzer biçimde sesin kulağa ulaşmasından nihai olarak en detaylı biçimde işlendiği ve anlam kazandığı beyin kabuğuna kadar olan yolculuğunun yalın grafiklerle aktarılması metindeki ayrıntılı bilgiyi destekleyen önemli bir unsur olabilir. Kitapta kimi yerlerde kullanılan Latince ve İngilizce ifadelerin ve terimlerin yanlarında Türkçe açıklamaları ve anlamları da verilmiş. Bu çabanın okuyucu açısından bakıldığında zaten doğası gereği Arapça ve Farsça çok sayıda sözcük içeren bir alanda karşılaşılabilecek yabancı sözcük sayısını azaltmak için önemli bir girişim olduğu söylenebilir. Öte yandan terimin ya da ifadenin önce Türkçe karşılığını verip sonra parantez içinde orijinalini vermek, okuma bütünlüğü açısından daha yararlı olabilir [Örn. 80. sayfadaki “rest and digest” (“sindir ve dinlendir”) yerine “sindir ve dinlendir” (“rest and digest”) gibi.

Özetle “Makamdan Şifaya”, Türk Müziğinin müzik terapileri açısından özelliklerini sorgulayan ve bu sorgulamayı müziğe değer vermenin ötesine geçerek salt bu değerden kaynaklanan atıflardan arındırarak bilimsel bir bakış açısıyla ele almayı hedefleyen bir kitap olarak değerlendirilmelidir. Kitap, bu yönüyle de Türk Müziğine değerli bir katkıda bulunmaktadır.

Kaynak: Öztürk, L., Erseven, H. ve Atik, M. F. (2009). Makamdan şifaya. İstanbul:Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Categories: Klinik Psikoloji, Müzik Terapileri Tags:

Yazma Stiliniz Değişiyorsa Bunu Dikkate Alın

August 28th, 2009 Comments off

Bilgisayar kullanımı son 20 yılda inanılmaz bir gelişme gösterdi. Eskiden sadece iş yerlerinde kullanılırken artık neredeyse televizyon gibi her eve girmeyi başaran bir teknoloji olma yolunda hızla ilerliyor. Bununla birlikte kullanım alanı da genişliyor. Artık kişisel mektuplarımızı bile e-posta yardımı ile gönderdiğimizi düşünecek olursa bilgisayarlara giderek artan bağımlılığımız kolaylıkla anlaşılabilir.

Vizer, Zhou ve Sears (baskıda) bu sık kullanımın özellikle ileriki yaşlardaki bazı problemlerin önceden belirlenmesi için yararlı olabileceği görüşündeler. Çünkü diğer pek çok davranış örüntüsü gibi bilgisayar kullanımız da (özellikle klavye kullanım stilimiz) zamana ve değişime karşı oldukça dirençli. Herkesin, diğerlerinden farklı, yazma hızı, tuşlara basma şiddeti ve sıklıkla yaptığı klavye kullanım ritüelleri var. Bu ilginç çalışmalarında, araştırmacılar ortalama 12 yıldır klavye kullanım deneyimi olan 24 gönüllü katılımcının bilgisayar klavyesini kullanım şekillerini araştırmışlar. Bilgisayarlarda olan bir program yardımıyla da bu kişilerin kullanım stilleri (harflere basma hızları ve şiddetleri, silme {delete}, geriye doğru silme {backspace}, büyük harf {caps lock}… vs.) kaydedilmiş. Çalışmanın ikinci aşamasında bu katılımcılar iki gruba bölünmüşler ve gruplardan bir tanesine çözülmesi için zihinsel matematiksek sorular sorarken diğer grup zorlayici fiziksel egzersiz çalışmalarında bulunmuş. Dolayısıyla birinci grup zihinsel olarak stres altına alırken, ikinci grup benzer bir stresi fiziksel olarak yaşamışlar.

Sonuçlar oldukça ilginç: Zihinsel stres altında kalan gruptaki kullanıcılar, daha çok tuşları kullanma ile ilgili farklılıklar yaşarken (örneğin daha fazla {caps lock} kullanmışlar), fiziksel egzersiz yapan gruptaki bilgisayar kullanıcıları dil tabanlı hataları daha fazla göstermişler (yanlış yazım gibi). Bu ilginç araştırmanın ana fikri kullanıcıların hataları kadar, zihinsel ve bedensel zorlamaların bilgisayarı nasıl kullandığını belirlediği. Diğer bir ifadeyle, örneğin, son 6 aydır yazarken tuşlara basma hızınız ya da süreniz geçmiş kullanım örüntünüze göre anlamlı bir farklılık gösteriyorsa, bu, dikkat edilmesi gereken bir zihinsel değişikliğe işaret edebilir. Özellikle demans gibi problemlerin önceden saptanmasında bu ufak uygulamanın işe yaracağı düşünülüyor. Tabii, bu tür bir değişikliği takip edebilmek için bilgisayarınızda sizin yazma stiliniz kaydeden ve bunu uzun süreden beri yapan bir programın olması gerekiyor.

Vizer, L.M., Zhou, L. ve Sears, A. (baskıda). Automated stress detection using keystroke and linguistic features: An exploratory study. International Journal of Human-Computer Studies.

Araştırmanın orijinali için burayı seçiniz.
Araştırmanın New Scientist dergisindeki özeti için lütfen burayı seçiniz.