Archive

Archive for the ‘Bilişsel Psikoloji’ Category

Bellek

May 22nd, 2011 Comments off

Konuşmacı: Arş. Gör. Zuhal Yeniçeri
Başkent Üniversitesi Psikoloji Bölümü
psk.baskent.edu.tr

Bellek

  • kısa süreli bellek
  • uzun süreli bellek
  • hatırlama ve unutma
  • deja-vu nedir?
  • belleğin çalışma sistemi

Bu konuşma, TRT Türkiye’nin Sesi Radyosu, “Gün Akşam Oldu” programında 4 Mart 2010 tarihinde yayınlanmıştır.

iTunes kullanıcıları (iPhone ve iPad dahil) Psikoloji Günlüğü‘ünde yayınlanan radyo ve TV konuşmalarına üye olabilmek için bu bağlantıyı seçebilirler.

 

Uyku ve Rüya

May 22nd, 2011 Comments off

Konuşmacı: Arş. Gör. Zuhal Yeniçeri
Başkent Üniversitesi Psikoloji Bölümü
psk.baskent.edu.tr

Uyku ve Rüya

  • uyku döngüsü
  • uykunun evreleri
  • rüyalar gelecekten haber verir mi?
  • uyku bozuklukları
  • kaliteli uyku

Bu konuşma, TRT Türkiye’nin Sesi Radyosu, “Gün Akşam Oldu” programında 25 Şubat 2010 tarihinde yayınlanmıştır.

iTunes kullanıcıları (iPhone ve iPad dahil) Psikoloji Günlüğü‘ünde yayınlanan radyo ve TV konuşmalarına üye olabilmek için bu bağlantıyı seçebilirler.

Zamanı Kaydeden Nöronlar

April 13th, 2011 Comments off

Zaman şu ana kadar hep müphem bir alan olarak kalmıştır. Bellek ile ilgilenen araştırmacılar “zaman” ile uğraşsalar da, zamanın nasıl kayıt edildiği , nasıl hatırladığımız hep daha bir belirsizdi. Biliyoruz ki zamanın kaydını tutmak beynin en önemli görevlerinden biri, fakat bu nasıl oluyor? Beynimiz olay sıralarını nasıl hatırlıyor?

Yıllardır nörobilimciler,  olayları, olduğu gibi , o zamanda nerdeydik ve ne zaman  olay oldunun kaydını tutmamıza izin veren bir “zaman damgası” olduğunu teorize ettiler fakat şu anda kadar bu “zaman damgaları” nın varlığına ilişkin bir kanıt bulamamışlardı.

Profesor Ann Graybiel başkanlığındaki MIT ekibi tarafından yapılan  araştırma, ilerisi için önemli gelişmeler sağladı.  Araştırmacılar primat beyninde zamanı aşırı duyarlı kodlayan bir grup nöron buldu. Araştırma ekibi makak cinsi iki maymunu basit göz hareketleri testi için eğitmiş ve “git” sinyalini aldıktan sonra maymunlar görevi kendi hızlarıyla gerçekleştirmede özgür bırakılmış .

Sonuçta  araştırmacılar ısrarlı bir şekilde, belirli zamalarda ateşlenen  nöronlar bulmuşlar (100 milisaniye,110 milisaniye , 150 mili saniye ve git sinyalinden sonra). Bu nöronlar prefrontal korteks ve striatum da , yer aliyor. Bu iki bölüm de öğrenme, hareket ve düşünce kontrolünde önemli rol oynuyorlar. Bu  çeşit bir zaman kontrolü duyarlılığı, hem araba kullanmak  gibi  günlük işlerimiz için hem de gecmişin kaydını tutmak için kritik.  Profesor, “ bütün yaptığımız , her şeye zaman damgası vurmak ve sonra olayları geri çağırıp, olayla ilişkili zaman damgalarını bulana kadar bütün zaman damgalarını incelemek gibi görünüyor” diyor . Herkesin bulmak istediği fakat hiç kimsenin daha önce bulamadığı zamanı kaydeden hücrelerimiz olduğu artık aşikar.

Bu keşif, araştırmacılar tarafından, hareketlerin zamanlama kontrolünde bozukluk olan  Parkinson gibi hastalıklar için  tedaviye öncülük  edebilir gibi görülüyor.

Kaynak : Jin DZ, Fujii N, Graybiel AM(2009). Neural representation of time in corticobasal ganglia circuitsProceedings of the National Academy of Sciences.

http://www.sciencedaily.com/releases/2009/10/091019162921.htm

Categories: Bilişsel Psikoloji Tags:

Beynimizin % 0.0728’ini kullanıyoruz!

March 2nd, 2011 Comments off

Yoksa başlıkta bir tuhaflık mı sezdiniz? Oysa gazetelerde ya da web sitelerinde buna benzer başlıklar sıkça atılıyor. Sayıların biraz farklı olduğunu düşünüyorsanız haksız değilsiniz çünkü bu haberlerin bazılarında beynimizin % 10’unu, bazılarında 7’sini kullandığımız yazılı olabiliyor. İnsan beyninin kapasitesine haksızlık yapmak istemeyenler bu rakamı  % 12’ye kadar çıkarabiliyorlar. Bu haberlerin içinde ya da altında bir yerlerde ne yazık ki haberin dayandırıldığı kaynağa rastlamak mümkün olmaz.

Psikoloji alanında çalışanlar için insan beyninin karmaşık ama büyüleyici yapısı ve potansiyeli her zaman için gizemini korumayı sürdürmüştür. Gerçi bunu kavramak için ilgili bir alandan gelmek değil, insanlığın teknolojide ulaştığı noktaya bir göz atmak bile yeterlidir. Öte yandan, biraz bilimsel bir yaklaşımla insan beyninin kapasitesi hakkında yapılan bu haberlerin ne kadar da inandırıcılıktan uzak olduğu rahatlıkla anlaşılabilir. Henüz insan beyninin tüm işlevleri, bu işlevlerin beynin hangi alanında lokalize olduğu gibi temel sorulara yanıt bulunamamışken beynimizin kapasitesinin ne kadarını kullandığımızı iddia edebilmek gerçekten zordur. Beynimizin kapasitesinin ne kadarını kullandığımızı söyleyebilmek için tüm kapasiteyi bilmemiz gerekmez mi? Beynimiz tek bir saniyede organları yönetebilir, kaslara mesaj yollayabilir ya da dışarıdan gelen uyaranları işleyebilir. Yanı sıra, yargılama, soyutlama, karar alma, planlama, problem çözme gibi üst düzey işlevleri yürütebilir. Oysa tüm bunları aynı anda yapan bir organın tüm kapasitesini bilebilmek bilimin şu aşamada geldiği noktada henüz mümkün değildir. Bu tür haberlerin dayandırılabileceği tek nokta ise beynin bazı bölgelerinin yaşamsal işlevleri üstlenmemiş olmasıdır. Ancak, en sıradan insan davranışı bile beynin birçok alanının faaliyetini gerektireceği için bu açıklama da tatmin edici olmaktan uzaktır. Yolda arkadaşınızı gördüğünüzde ona merhaba diyene kadar neler olduğuna bakmak bile bunun için yeterlidir. Arkadaşınızı tanımak için belleğimizdeki anıları geri çağırmaya, merhaba diyebilmek için sözcüğü anımsamaya, söyleyebilmek için ses tellerimize, çenemize, dilimize belli biçimde hareket etmeleri için mesaj göndermeye gereksinim duyarız. Bu arada solunum, kan dolaşımı gibi temel yaşamsal faaliyetlerimizin sürmesi gerektiğini de sanırım söylemeye bile gerek yok. Sözün kısası, belleğimizi beynimizin ne kadarını kullandığımızla ilgili haberlerle doldurmak yerine, potansiyelimizi bu haberlerini bilimselliğini sorgulamak için kullanmaya çalışmak daha yaratıcı ve eğlenceli görünüyor.

Belleği Güçlendiren Sprey

October 1st, 2009 Comments off

Öğrenciler yaşadı!

Üniversite öğrencilerin korkulu rüyası sınavlardır ve daha da kötüsü ertesi sabah uyandıklarında hatırladıkları bilgi miktarın çok sınırlı olması işleri daha da karıştırır. Sadece öğrenciler değil, hepimiz, okuduklarımızın daha uzun süre ve daha hatırlanabilir bir şekilde belleğimizde kalmasını ve gerektiğinde de onları geri çağırabilmeyi isteriz. The FASEB Journal‘da yayınlanan bir çalışmaya göre insan bağışıklık sistemindeki bir molekül (interleukin – 6) bu konuda işimize yarayabilir.

Araştırmacılar, 17 sağlıklı yetişkin erkekten kısa bir hikaye okumalarını istediler. Hikayenin bitiminde içinde interleukin-6 ya da molekül içermeyen bir plasebo sıvı bir sprey yardımıyla burundan deneklere verildi. Daha sonra ise deneklerin uyumalarına izin verildi ve uyku sırasındaki beyin işlevleri de ayrıca kontrol edildi. Araştırmanın sonuçları oldukça ilginç. Uyandıklarında, bir gece okudukları hikayeden hatırlayabildikleri kadar cümle hatırlamaları ve yazmaları istenen deneklerden, kendilerini daha önce interleukin-6 verilmiş olanların hatırlama performansları, sadece sıvı verilenlere kıyasla istatistiksel olarak çok daha yüksek bulundu. Diğer bir ifadeyle, interleukin-6 ve onu takip eden normal bir uyku daha önce sisteme giren bilgilerin kodlanması, depolanması ve dolayısıyla da daha sonra geri çağrılmasında olumlu etkiye sahip.

Araştırma sonuçlarının geçerliği ve güvenirliği için daha fazla örneklemle yeni çalışmaların yapılması ve özellikle uykunun bellek üzerinde nasıl bir etkisinin olduğunu araştırmak gerekiyor. Tabii asıl görevi hücre tamiratı olan bu molekülün neden belleği etkilediği da ayrı bir soru. Ancak yine de bellek sisteminin güçlendirilmesinin günlük hayata yansımasının olası etkileri düşünüldüğünde araştırmanın önemi ortaya çıkacaktır.

Kaynak: Benedict, C., Scheller, J., Rose-John, S., Born, J. ve Marshall, L. (2009). Enhancing influence of intranasal interleukin-6 on slow-wave activity and memory consolidation during sleep. The FASEB Journal, 23, 3629-3636.